21 Kasım 2009

Belki bir gün Tanrı da oluruz?


Yaklaşık üç gündür benim açımdan deneysel, firmam açısındansa gerekli bir fuar tecrübesi yaşıyorum. Fuar'da katılımcı olarak bulunuyorum. İnsanlara şaraplarımız hakkında bilgiler verip tadım sırasında onlara eşlik ediyorum. Tabi bu iş bahsettiğim kadar yalın bir işleyişte ilerlemiyor. Sürekli bir akın halinde etrafınızda bulunan ve şaraptan anlamadıgı halde sadece bedava olduğu için ilgi duyarmış gibi yapan insanlarla uğraşmak ve tatmin etmek zorundasınız.

Kendimi bu gibi durumlarda bulduğumda hep yeni bir şeyler öğrendiğimi görüp bundan keyif almaya bakıyorum normalde. Ancak bazen bu trafik içinde keyif almayı unuttuğumu farkediyorum.

İşte tam bu noktada bir yaşlı amca beliriyor menzilimde. Bir sürü satış müdürüyle görüşüp derdini anlatıyor. Aradığını bulamıyor. Tam vazgeçip dönecekken gözüne beni kestiriyor uzaktan. Yanıma doğru geldiğinde ilk hissettiğim şeyin garip bir şevkatle karışık huzur duygusu oldugunu farkına varmamla birlikte tebessümle selamlıyorum onu. Ve yanıma gelip şunları söylüyor:

''Bizim bir alfabemiz yoktur evlat. Birler ve sıfırlar vardır. Bizim alfabemiz 1lerden oluşur. Var olan üzerine olayları yorumlar ve yargıya varırız. Ne zaman ki 0(sıfır)'ları da okuyabilir hale geliriz; O zaman ''kamil'' oluruz. ''Tanrı'' oluruz.''


Bu o kadar değerliydi ki. İçeriğinin bana katacağı değerlerin yanı sıra, gözümün içine bakıp bu lafı etmiş olması beni çok etkiledi ve onore oldum.


Arkadaşlarım hep bana ''Oğlum sende garip bir şey var hep garip insanlar seni seçiyorlar. Nedir bu anlayamıyoruz'' derler. Evet böyle bir şey var gerçekten. Ve bu çekimin kaynağı her neyse umarım devam eder.

Şu an için Kamil modundayız biraz. Belki bir gün tanrı da oluruz?

11 Kasım 2009

Anı Kokusu



-Tamam yarın hepsini halledicez.. Hıhı… Siz hiç meraklanmayın.. Tamam.. Tamam.. Bu sadece bir kere olan bir aksilik. Bir daha tekrarlanmaması için elimizden gelen tüm özeni göstereceğimizden emin olabilirsiniz… Peki..Kendinize çok iyi bakın.. İyi akşamlaaar…

Bu iş artık gerçekten canımı sıkmaya başladı! Biraz uyumalıyım…
TAK! TAK! TAK !TAK!!!!
-Sana kaç defa söylemem gerekiyor bu saatte uykuda oldugumu?!
Sesim neden bu kadar ince çıkıyor?... Hassiktir ya yine mi?!
-Sen ne biçim konuşuyorsun benimle?!
-Günaydın Anne..
-Hadi Altuğ sallanma yine geç kalıcaksın. Beslenme çantana koyduklarımı yemeyeceksen söyle de boşuna hazırlamayayım.
-Ne fark ederki?
-Anlamadım?
-Yok bir şey... Bu gün günlerden ne?
-Çarşamba .. Neden sordun?
-Tamam ama hangi yıldayız … Ya da boşver gazeteyi uzatır mısın bana?
-Yine ne saçmalıyorsun?!



.. Ne mi saçmalıyorum? Durun size anlatayım.Kokular… Her koku için ayrı bir anı saklıyorum. Her anı, o anıya ait kokunun tekrar duyumsanmasıyla birlikte tekrar hatırlanmak üzere bilincime yansıyıp beni bulundugum zaman eğrisinden koparıyor ve o anıya ait zamana geri döndürüyor. Şu an bu lanet şey yine oldu! İlk başlarda bu durumdan faydalanmak için geçmişimde değiştirmek istediğim birkaç olaya müdahale etmeyi denedim. Fakat her denemem daha hazin bir olayın vuku bulmasıyla sonuçlandı.


12 Aralık 1962..Tarihe bakılırsa 13 yaşındayım. Aman ne güzel… Umarım çok uzun sürmez bu defa. Kalbim, beynim, vücudum… Her geri dönüşte biraz daha yoruluyorum ... Başımın ağrısını dindirmek için bana verilen ilaçlara harcanan,birlikte olmak zorunda oldugum kadınlara ödenen,büyük donanımlarla konuşlandırılmış laboratuara ayrılan paralara acıyorum... Bu işin tek eglenceli yanı küçük yaşlara döndügümde insanlara yaşımdan beklenenin çok üstünde laflar söylemek. Üç yaşıma döndügümde yollandıgım kreşin bakıcısına küresel ısınma ve gaz salınım politikaları üzerine bir demeç verip kadının bayılmasına sebep olmuştum. Ah bi de bi keresinde yedi yaşıma dönüşümde, bütün sınıfa çocukların nereden geldigi konulu bir demeç vererek bir sürü velinin annemin başına üşüşmesini saglamıştım. Annemin yüzünü görmeliydiniz. Tabi bunlar başıma gelen bu tuhaf hastalıgın ya da özel yetenegin ilk başlarında bundan keyif aldıgım dönemlerine rastlıyor.


Araştırmalarındaki gizlilik öğesine güvendiğim ve öğrenciliğim sırasında asistanlığını yapma şansı bulduğum Nöroloji ve Nanoteknoloji alanlarında uzman Prof.Dr Can Acar’la birlikte yaklaşık üç yıldır beyin korteksimin kokuyu algılamamı sağlayan kısmı üzerinde çalışıyoruz. Geri dönüşlerin sayısının artışını tetiklemiş olma ihtimalimiz bir hayli yüksek. Çalışmalar sırasındaki düşük voltajli uyarılar gün geçtikçe bu olayın daha sık yaşanmasını sağlıyor. Şimdiye kadar sex yapmanın bu dönüşlerin sayısını azalttıgını fark ettik. Bunun sebebi de epidimüs bezinin salgıladıgı bir glikoprotein. Hayatım boyunca hiçbir hayat kadınıyla birlikte olmamıştım fakat şu sıralar kız arkadasım olmadıgından buna mecburum. Masturbasyon da bir çözüm gibi gözükse de beynimin yeteri kadar uyarılması için gerçek bir deneyime ihtiyacı oluyor. Kısacası bombok bi durumdayım! Apartmandaki saygınlıgımı düşünerek bu işi başka yerlerde yapmayı planlıyordum fakat geri dönüşlerin her gün yaşanmaya başlanmasıyla birlikte evimde sayısız hayat kadınıyla birlikte olmak durumunda kalıyorum. Eskiden 3-4 günde bir elinde bi tabak börekle, çörekle gelen alt komşum yüzüme bakıp selam vermekten kaçınıyor. Bunun yerine samimiyetsiz bir tebessüm takınıp yanımdan geçip gidiyor. İşin komik yanı Profesör, Üniversitenin araştırma fonundan benim hayat kadınlarıyla olabilmem için yüklü miktarda parayı belgeleyemiyor,bunun sonucunda gayri meşru yoldan sahte fatura düzenlemek durumunda kalıyor..
Araştırmaların fon yöneticisi oldukça kibirli biri. Sizinle konuşurken gözünüzün içine bakar ve bu bakışlarıyla sizden her konuda daha iyi oldugu izlenimini vermeye çalışır. İnce bıyığı ve neredeyse yok denilebilecek dudaklarıyla ukalalığını perçinler. Bu adamın çocukluğu sanki hiç yaşanmamış. Bu şekilde dünyaya gelmiş gibi hissediyorum. Tipini siktiğiminin herifi!

Küfürlü konuştuğum için umarım kusuruma bakmazsınız. Koku algılayan bölgemin hemen yanında, karakterimin temel unsurlarını belirleyen çeşitli nöron bağları farklı sinapslar yaparak beni oldugumdan farklı birine çeviriyor bazen. Beyin tümörüne rastlanan hastaların bir bölümünün daha agresif,daha küfürbaz ya da tam tersi daha uysal olmaya başladıgını duymuşsunuzdur. Bende de bir takım değişiklikler meydana geliyor. Kimi zaman küfrettiğimin ya da aşırı sert tepkiler verdiğimin farkında bile olmuyorum. Geçen gün üzerime yanlışlıkla kahve döken garsonun burnunu kırarken inanın o ana kadar nasıl geldigimin farkına bile varmamıştım. Şimdiiiii duruma bakılırsa onüç yaşıma geri döndüm. Okula gidip hiçbir şey olmamış gibi derslere girebilir, ya da evde kalıp hasta numarası çekebilirim anneme. Bir gün geri dönemeyip, yaşanmış zaman diliminde kalacağımdan çok korkuyorum. Bir dakika annem geliyor sanırım?

-Şu sabunları da giderken teyzene bırakıver. Yurtdışından Ayla hanımın oğlu getirmiş. Yosunlu muymuş neymiş? Teyzen bayılır böyle şeylere..

- Mmm çok hoş kokuyorlarmış. Kahretsin başım... Başım çok ağrıyor! Sikicem ama şimdi ha!.....





------------------------2.BÖLÜM--------------------------------




-PATRIIIIIIICK!HEEEYY PATRICK!!!! Salak herif kalk ordan da bana ve konuğuma mahzenden rom getir!
-Nerdeyim?? Böyle bir anım yok benim?
-Gelip kıçına yağlı bir kazık sokmadan önce dediğimi yapsan iyi olur seni şapşal!


Rüyadayım sanırım? En son evden çıkmak üzereydim ve annem bana gelip teyzeme sabun götürmemi istedi? Düşün altuğ düşün!!! Yosun… yosunun kokusu! En son o aptal sabunları kokluyordum! Ve şimdi yosun kokan bi güvertedeyim!!

İyi ama benim böyle bir anım yok!? Bu adamlar resmen filmlerden fırlamış gibi görünüyorlar.Bana sertçe emreden adamın şapkasından ve çizmelerinden anladıgım kadarıyla bu geminin kaptanı. Peki ben kimim o zaman?

-AAARRGh!!!Şimdi sabrımı taşırdın işte! Joe! Kırbacımı getir! Daniel sen de şu salağı bağla direğe!

-Durun! Bi Dakka! Bi yanlışlık var.Sizi tanımıyorum! Gerçekten kim oldugunuzu bilmiyorum! Hey hey hey hey dur dur dur!!! (Çaat! Sertçe bir kütük yüzüne iner)


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çok susadım... Her yanım tutulmus. Gözlerim bağlı... N'oluyor böyle?? Hala güvertedeyim. Martı sesleri,güneşin yakıcı sıcagı,bağlı oldugum diregin pürüzlü tahta dokusu,denizin sesi ve sallantı! Bi dakka bu koku… Evet nemli bez kokusu! Hadi altuğ hadiii! Evinin mutfagındaki muslugun yanında duran o sarı bezin kokusunu düşün! Hadii!! Oraya dön şimdi! Hadi.!!!

- Kaptan Marquez!Patrick uyandı sanırım hahahaha!!!
- Üzerine işemek isteyen var mı? ahahaha!!!!!
- Haline bakılırsa bunu çoktan kendi yapmış baksanıza!

Kahkalar arttıkça gemi mürettabatının sayısını tahmin etmeye çalışıyorum. Yaklaşık 20 kişi olmalılar. Umarım beni çözerler artık.
- Lütfen biraz su verin.çok susadım!
- Çözün şunu. Daha yapacak çok işimiz var. Doktor sen de bi kontrol et nesi var bu salagın? İşe yaramazsa atın gemiden kurtulun.

Tahtaların gıcırdamasından hep rahatsız olmuşumdur ama ilk defa üzerime dogru gelen adamın bastıgı yerlerden çıkan gıcırdama sesi beni rahatsız etmiyor.

- Sakin ol bakalım Patrick. Bi aptallık daha yapmaya kalkarsan bu senin sonun olur. İç şu suyu şimdi.
- Bakın bana inanın bi sorun var!

Kime anlatıyorumki bunları? Geçici bir tramvaymış gibi davranıp bu durumun üstesinden gelmeliyim. Ne de olsa çok uzun sürmez. En aşağı seviye bi güverte tayfasıyım anlaşılan. Şimdi öyle davranmalıyım! Biraz salak biraz mahçup…

-Neymiş sorunun?
-Altıma ettim! Ehehehe!!
-AĞhahahahaha hadi geç şöyle git üstünü değiştir. Kaptan!Patricke bundan sonra Wetrick (Wet = ıslak) demeliyiz belki de ha? Ahahaha
(HAHAHA bütün tayfa hep bir agızdan gülerler)
-Giyindikten sonra doktorun yanına git . Sonra da halatları temizlemeye başla. Yosunları kaptan görürse pek hoşnut olmaz bundan biliyorsun.
-Tamam temizlerim Efendim!
-Efendim?Patrick.. Neyin var tanrı aşkına?...Benim Daniel?!

Sanrım bu konuştugum kişi yakın bir arkadasım? Yani patrick in yakın bir arkadası? Güven verici bir hali var ve ona efendim diye hitap etmemi garipsedi. Hadi bakalım? Her an geri dönmeyi umuyorum. Şu doktor umarım pisliğin teki değildir. Başka bir zaman diliminde ilk defa ölümle karşı karşıyayım. Ve eger burada ölürsem ne olacagı konusunda bir fikrim yok. Yani sonuçta ben Patrick adında birinin vücudundayım şuan. Olan ona olur diye düşünüyorum. Ama riske gerek yok. Bana söylenenleri yapıp sakin takılmak en iyisi. Gemi yaklaşık 50 metrelik tahta bir korsan gemisi. Mürettebatın haline bakılırsa hepsi de iyi besleniyor ve hallerinden memnunlar. Yalnızca Kaptanın konugu biraz zayıf ve güçsüz duruyor. Kendimin nasıl göründügü konusunda henüz bir fikrim yok ama ellerim çok kaba ve kirli. Hafif göbegimin altından uzanan bacaklarımın üzerinde sarımsı kıllar oldugunu görüyorum. Dudagımın üstüne dogru uzanan bıyıklarım var. Ama aynaya bakmak istemiyorum şuan için. Başım yeteri kadar ağrıyor..

- Beni yatakhaneye götürür müsün? Başım dönüyor tek başıma yürüyemeyecegim.
- (Koluna girerek) Gel bakalım Wetrick.

Yatakların oldugu bölmeye açılan kapı oldukça geniş ve üzerine işlenmiş hoş bir oyma motif var. Aşagıya doğru inen merdiven kapıyı açan birine sürpriz yaparmışçasına dik iniyor. Ve dikkatsiz biri buradan kolayca yuvarlanabilir. Geminin sallanmasıyla birlikte bu dik merdiven pek de güven verici gelmiyor insana . Sağ tarafımda iki tane raf görüyorum.rafların bize bakan yüzlerinden onar santimlik teller set niyetine uzanıyor. Böylelikle rafta duran eşyalar sarsıntı olması durumunda düşmüyorlar. Gaz lambalarının doldurulması için bir imbik gözüme çarpıyor. Yere sabitlenmiş tahta bir sandıgın içinde duruyor. Yogun nemli ahşap kokusunu içime çekiyorum. Herhangi bir anıma dönme umuduyla. Bir an başıma agrı giriyor sanki? Hadi Altuğ! Hadiiiiii…. Amına koyiim! Hiç bi işe yaramıyor!

- Patrick!... Bu taraftan .Giyin ve yukarı gelip şu halatları temizle. Ama önce doktora bi uğra.
- Tamam… Teşekkür ederim.







Daniel bişey demeden uzaklaşıyor. Odaya giriyorum. Herkesin yatagının kenarına işlenmiş bir yazı var. ’’Kaptan Marquez in sadık tayfaları,alırlar hazineden sağlam parçaları!’’ Bu bir çeşit tekerleme sanırım? Aslına bakarsanız heryerimin tutuk olması,bu kadar susamış olmam ve alt tabakadan bir tayfa olmam dışında gemide olmak değişik bir şey. Küçüklüğümden beri gemi yolculuklarını sevmişimdir… Neyse şimdi şamatayı bırakıp koklayacak bir şeyler bulmalıyım. Şu lanet doktorun ne sikim oldugunu bilmedigim testinden geçemezsem sonumu düşünmek bile istemiyorum. Kaptan Marquez in acımasız bir diktatör oldugu gerçeğini görmezden gelemem. Şimdi koklayacak bir şeyler bulalım… Yatak!.. ssnfhhh ağh hayır çok kötü kokuyor.. Hadi hadiii bişeyler olmalı. Evet gaz! Her gaz yağı kokusu duyuşumda Annemin teyzesinin yazlığı gelir aklıma. Eveett!.. Snffhh işte bu!… Gözlerimi kapatıyoruuumm. Veeee…..

- Patrick! hadi artık oyalanma orda! N’apıyosun yine ?
- Eağğıııı Şeyy.. Geliyorum tamam. Gaz yağı kokusu aldım da kapagı açık kalmış imbiğin.Ona bakıyordum.

Lanet olsun!!

Doktorun odası neredeki acaba??

- Daniel! Doktoru gördün mü?(Gözüm, bağlandığım direğin oraya takılıyor. Harbi sağlam işemişim)
- Kaptanın yanında gördüm en son.Şurdaki kamarada olmalılar..

Doktorun yanına gidiyorum. Umarım bi terslik olmaz… İleride kaptanın kamarası var. Bu odaya açılan kapı bizimkinden daha dar ve üzerine işlenmiş motifler oldukça gösterişli. Yakut kırmızısı flamalarla bezenmiş güzel bir kirişi var. İçeri girmeden önce son bi kez havayı kokluyorum bir anımın canlanması ümidiyle…Fakınen fakyu!.. (Bu lafı kız kardeşimle defalarca tekrarlayıp eğlenirdik. Ne zaman bir şey ters gitse içimden bu kelime ses bulur.) İşte giriyorum….

- Kaptan Marquez! Tuhaf davranışlarımdan ötürü sizden ve konuğunuzdan özür dilerim efendim!
- (Ağzındaki purosunu çıkartmadan ısırmaya devam ederek) HAhaha Wetrick seni buldugumda bundan çok az daha şapşal bir adamdın. Şimdi hem şapşal hem de ıslak bir adam oldun. Ahahahaha

(Sikicem wetrickini şimdi!)

- Şimdi izninizle görevimin başına dönmek istiyorum efendim!
- İyi git. Git de önce doktora görün. Salgın malgın istemiyorum gemimde. Yerli kadınlarla bu kadar yakınlaşmayın demiştim size. Pekala bilmediginiz meyveleri de yiyorsunuz, mantarları da yiyorsunuz sonra karşıma geçip Kaptan Marquez’in sadık tayfaları diye göğsünüzü kabartarak selam veriyorsunuz!
- Haklısınız efendim. Tekrar özür dilerim sizden.
- Doktor John! Buraya gelin lütfen!



- Ben çıkıyorum doktor şimdi gelir . Sen buradan ayrılma. Bana da fazla yaklaşma. Salgınlı mısın zehirli misin…
- Emredersiniz efendim!

Kaptan gitti…Odası bi hayli dağınık. Kararlı ifadesinden ve sertliğinden daha titiz ve düzenli biri oldugunu sanıyordum. Beni burada yalnız başıma bırakmasından anladığım kadarıyla burası onun odası degil. Gıcırdamalar yine… Doktor geliyor sanırım. Evet.. Şimdi rahat bir ifade.. Kendinden emin bir bakış.. öhm ıhm..yess. Hazırız..Sinan Çetinin salak programının heyecanı gibi.. Barış Manço çalıyo dırınt dırınt dırı dırınııı… Şu halimle bile eğlenebildiğime inanamıyorum…

- Hoş geldin Altuğ..
- Can!! Profesör Can!!
- Şşşşş!! Sesini alçalt. Evet benim. Bana doktor John demelisin. Beni İngiliz bir doktor olarak biliyorlar ve bu böyle kalmalı.
- Ama bu nasıl olur?!!
- Fazla vaktimiz yok . Şimdi beni iyi dinle. Zamanı gelince her şeyi anlatıcam sana. Ama önce dediklerimi yapmalısın. Söylediklerimi tam olarak anlaman ve yapman geri dönebilmemiz ya da en azından senin dönebilmen için mutlak bir önem taşıyor. Beni anlıyor musun? Yüzüme bak üstüme değil!
- Anlıyorum da çok yakışmış bu gelinlikten bozma saçma gömlek ahaha!...
- Durumun ciddiyetinin farkında değilsin galiba?
- Evet sizi böyle bir kıyafetle gördügüme göre çok ciddi olmalı (Gülerek)
- Bana bak!...Neyse… Bak şimdi bu adamlar korsan. Kaptan bana çok güveniyor. İngiliz bir nakliye gemisinden yüklü miktarda barutu bir adaya sevkedip onlara beni de yanlarına almaları karşılığında teslim ettim. Senin burada tekrar canlanacağını biliyordum..
- Bi Dakka bi dakka….Canlanmak derken??
- (Gözlerini devirerek) Yani belirmek işte .
- Benden bişey saklıyorsun gibi geliyor.
- ………
- Gerçek zamanda öldüm mü yani?
- Hayır tam olarak öldün denilemez. Ama inan bana dediklerimi yapmazsan bir daha asla geri dönemeyeceğiz.
- Başım…Başım agrıyor profesör…
- Hayır şimdi hiç sırası değil.. Zorla kendini…
- Masturbasyon yapmalıyım öyleyse en azından yardımcı olur?
- Altuğ napıyorsun? Sok onu içeri!
- Kim Bassinger, Kim Bassinger, Kim Bassinger,….
- (Altuğa bakmaktan sakınarak) Ben çıkıyorum. Ve kaptana istirahatte oldugunu, bir şeyinin olmadığını ve senin İngiltere’de varlıklı bir tüccarın yeğeni oldugunu söyliycem . Fakat bundan senin haberin yokmuş gibi davranmalısın. Seni geri götürmesi koşulunda yüklü miktarda para alabileceğini düşünecek. Biz de bu sayede ingiltereye gidip yapmamız gerekenleri yapıcaz. Tamam mı??
-Kim Bassinger, Kim Bassinger, Kim Bassinger!….Tamam.anladım.. Bassinger, Kim Bassinger..
-Başın ne durumda?
-Kim bassinger….Hah ne??...
-Başın ne durumda?.. Aa Boşver! Ben daha fazla katlanamıycam bu görüntüye.. İşini bitirince dinlen biraz. Ve ağzından nefes alıp ver bundan sonra. Koku almamalısın. Benim içinde bulunmadıgım bir anıya dönersen bu ikimizin de sonu demek olur. Anlıyor musun?
- BASSINGERRRR!!!!

Abhzımdan nebhes albhaktan nehhret ebherim..


- Daniel!Şu halatları çekmeme yardım eder misin?
- Doktor ne dedi?
- Bir şeyim yokmuş adada yedigimiz bitkiler dokunmuş sanırm. Mantarları yemek pek de iyi bi fikir değilmiş sanırım. Ama yine de o adaya uğrarsak bana biraz mantar bulursan sevinirim.
-Ne saçmalıyosun yine. Doktor John’a Kaptan çok güveniyor doğrusu. Sen ne düşünüyorsun? Bence bu adam Yüzbaşı Coll’un ajanlığını yapıyor. Coll kaz gelicek yerden tavuğunu esirgemez. Sekiz fıçı barut onun için hiç bir şey.
-Bilmiyorum dostum. Bana pek de ajanmış gibi gelmedi. Sonuçta Kaptan Marquez’i iyileştirmiş diye duydum. Eğer öyle olsa onu ölüme terk ederdi.
-Doğru söylüyorsun. Neyse zaten biz kimiz ki konuşuyoruz. Tek derdim Portekiz limanına yanaştıktan sonra buradan kaçmak. Portekizli karılar…mrmrmrm mr mr...Geçen gün….mır mırmm.

-Hadi bırak lafı da çekelim şunları.
-Bıçağını yine unutmuşsun. Al benimkini.


Bıçağı nasıl kullanacağımı bile bilmiyorum. Halatın üzerine dolanmış lifli yapıdaki yeşil yosunları halata zarar vermeden kesip atmam bekleniyor. Yavaş hareketlerle beceriksiz bir biçimde işe koyuluyorum. Koyuluyorum da nereye koyuluyorum mına koyiim!

(Koro şeklinde hep bir ağızdan )
Kaptan Marquez’in sadık tayfaları!

Hurra!!Hurra!Hurra!!
Kaptan Marquez’in sadık tayfaları!
Yemek mi varmış orda?!
Balık mı kalmış sonda?
Düşmanı yenmiş orda ,orda burda ve heryerde!
Kaptan Marquez’in sadık tayfaları,Alırlar hazineden sağlam parçaları!!


Anlaşılan bu yemek yemeden önce söyledikleri rutin bir şarkıydı.




Devam edecek…

10 Kasım 2009

Genelev'de Röportaj Macerası





Bu gün yakın arkadaslarımdan birinin sosyoloji araştırma ödevi konusu gereği karaköy genelevindeydim. Şu meşhur Zürafa Sokak'taydım yani.

Arkadaşım kız olduğu için onu bir kaç gün önce kapıdan içeriye almamışlar ve O da '' Bu işi yapsa yapsa Emre yapar!'' gazıyla beni arayıp ödevinde yardımcı olmamı rica etti. Böyle değişik bir deneyimi kaçırmak olmaz-hemen kabul ettim.

Ödevin konusuna pek girmememi rica ettiği için burada yazmıyorum. Ancak konu hayat kadınlarıyla ilgili bir konu. Bu aşikar. (i love aşikar lafı)

Bu işte bana eşlik edebileceğini ve O'nun için de ilginç bir deneyim olabileceğini düşündüğüm Emir'i arayıp '' Oğlum keraneye gidiyoruz! Hadi hazırlan! '' dedim. Benden hiç böyle bir laf duymaya alışkın olmadığından olsa gerek ''OHA! ne diyosun olum?!'' şeklinde bir cevap verdi. Ama sonra durumu açıklayınca kabul etti eşlik etme teklifimi.

Ödev sahibi arkadasım bizi galata kulesinin ordaki cafelerden birinde bekleyeceğini söyledi. Artık
iki erkek başbaşa kalmıştık. İki yakın arkadaş resmen keraneye gidiyorduk! Sokağın girişindeki bakkalların mesir macunu türevleri gibi şeylere ağırlık vermesi ilgimi çekti. Ayrıca envai çeşit condom da satılıyor.

Genelev dendiğinde aklıma nedense sadece bir apartman dairesi geliyordu bu güne kadar. Ama işler biraz farklıymış. Baya bildiğiniz bir mahalle şeklinde yayılmış bir sürü ev var içeride. Girişteki adam üzerinizi arıyor dikkatlice. Polisler falan var kapıda. Kimlik kontrolünü peçeteci adam yapıyor. Onlara Lavuk deniyormuş. Lavuk'un da anlamını ögrendim.

İçeri girmeden önce ikimiz de çok gerildik, heyecanlandık. Şuan ordaki en yakışıklı adamlar olucaz oğlum. Bi de bu taraftan bak dedim. ''Otobüsteki en yakışıklı çocuk oldugunda her kesin sana bakmaya zorunlu olması gibi'' Bi de öyle bişey var , otobüsün en güzel kızını belirleyip mecburen onunla bakışmak. Normalde ilgini çekmeyecek güzellikteyken elimizdekinin en iyisi bu bari keseyim şunu da bi havalara girsin'' şeklinde bir kesme durumu oluyor bende.

Evet konuyu dağıttım. Geri dönüyoruz geneleve.

İçeri girip emin adımlarla ilerliyoruz ikimiz de. Yaklaşık 5 metre sonra evler başlıyor. Yan yana dizilmiş 4 er katlı binalar. Ortada bir büfe. L şekinde bir yapılanma var. 2 sokaktan oluşuyor sanıyorum. Evlerin alt katlarında giriş kısmında kasalar var. Ve ayakta bekleyip laf atan kadınlar. Bizim girmemizle birlikte ''Ay sizin ne işiniz var burda? Yakışıklıııığğ baksana bi dakka bişey söyliycem sana'' şeklinde bir koro başlıyor. Her yerden ne kadar yakışıklı olduğumuza dair laflar geliyor. Ben bir adım önden kararlı bi şekilde ilerliyorum, Emir biraz daha gergin benden. Ve O'nun ortaköydeki kumpircilere bile kıyamayıp cevap vermek gibi bir huyu var. İyi insan O. Bense sanki devamlı müşterileri gibi kararlıyım. Nereye doğru gidiyorsam artık biliyorum gibi yürüyorum. O kadar yakışıklı lafını duyduktan sonra yürüyüp vardığımız yerde travestilerin olduğunu görünce hemen geriye dönüyoruz . O an çok küçük bir bakışma yaşadığımızı hatırlıyorum. Ve Emir'in gözlerinde ''yakın arkadası apandist ameliyatına giren adamın iş bitirici, aileye yardımcı olucu'' bakışı var. Bilmem anlatabildim mi o bakışı. Temiz havlu falan olur onların arabalarının bagajlarında. Öyle insanlardır onlar.

O bakışı aldıktan sonra yalnız olmadığımı hissediyorum. Bu gerilimi, bu meme içinde kalmışlığı tek başıma yaşamadığımı görüyorum. Rahatlıyorum. Emir iyiki gelmiş diyorum. İyiki gelmiş ve şuan etrafımda yaşanan olaylara O da tanık diyorum. Bu arada bazı kadınların memeleri dışarda. Açmışlar öyle.

Sokağın başındaki evde konuşabileceğimi hissettiğim bir hayat kadını olduğunu bi şekilde seziyorum. Ve itiraf etmek gerekirse en eli yüzü düzgünü de o kadın.

Yanına gidip ödev konusundan bahsediyoruz. Bize yardımcı olup olamayacağını sorduğumda , bana müşterilerini bekletemeyeceğini söyleyince ''Seans ücreti neyse ben onu karşılayacağım'' tarzı bir şey söylediğimi hatırlıyorum. Ve bir anda kendimi kasanın orda buldum sonrasında. Kasadaki adamın gözlerinin içinden arabesk bir dramın fotografını görebiliyorum.

Bu olaylar olurken Emiri de diğer kadın ikna etmeye çalışıyor. Yakışıklı gel seninle de ben konuşayım? şeklinde bir giriş yapıyor. Emir de ''Yok ben burda bekleyeyim. Param yok zaten'' diyor. Sonradan ögrendiğime göre Ben yukarı çıkarken kadın Emir'i gaza getirmek için ''Ha anladııım. Seninki kalkmıyor'' şeklinde ucuz numaralar çekmiş. Ama tabi nafile.


Yukarı doğru çıkmaya başladığım anda terlediğimi ve heyecanlandığımı hissediyorum. O kadar garip bir durumki bu. Emiri aşağıda bırakmış olmanın verdiği bir suçluluk duygusu da var. Bu arada Emir pek dile getirmese de benim yukarda o kadınla birlikte olabileceğimin ihtimalini düşünüyor gibi de. O'nun öyle düşündüğünü düşünmek biraz daha geriyor. Valla seks olmadı abi! şeklinde açıklama yapma eğilimi duygusundayım.

Her katta birer tane banyo ve tuvalet var. Aynı zamanda her odada birer tane lavoba da bulunuyor. Kırmızı ışıklandırma revaçta. Bazı odaların ışıkları taksilerin arka koltuklarındaki mavi renkten. Küçükken az kitlenmemişizdir o mor ötesi lambalara.


Kadının bana söylediği odaya geçiyorum. Odada sadece bir yatak ve lavobo var. Yalnız böyle dediğimde çok pis bir oda imajı oluşuyor beyninizde. Pis bir görüntüyle hiç karşılaşmadım. Bu da enteresandı. Hayalimdeki genel ev imajında her yerde spermler vardı halbuki.

2 dakika sonra kadın yanıma gelip ''Aşkım ben müşteriyi gönderip gelicem şimdi yanına sen rahatına bak'' diyor. Az önce yakışıklı diye beğenilen ben, şimdi de ''Aşkı'' olmanın garipliğini yaşıyorum.

Bu arada garip bir biçimde kadınla asla yatmayacak oldugumu bildiğim halde O beni beğensin istiyorum. Bir hayat kadını tarafından beğenilmek istemek çok garip bir duygu. Normalde güzel bir kadınla tanışan ve onunla konuşacak olan bir erkeğin klasik alt yapısını bu kadına karşı da oluşturma iç güdüm beni şaşırtıyor. Ya ben çok büyük bir abazayım, ya da seks temalı bir kadın tarafından beğeniliyor olmak istemek gayet doğal? Bu itirafımsı şey sonucunda benim o kadınla yattığıma kadar giden tahminler yürütecek olan paranoyak zihinlere burdan merhaba demek istiyorum. Yok öyle bir şey.


Kadın hemen yan taraftaki odaya giriyor. Orda bekleyen adam, beklediği sürenin çok daha altında bir sürede çıkıyor odadan. 4 dakika falan sürüyor. Göz göze gelmiyor benimle adam. Direk aşağıya iniyor. Üzülüyorum adamın durumuna.

Bu sırada aşağıdan beyaz saçlı bir amca geliyor. Benim kadınım (benim kadınım ahaha) odadan çıkıyor ve duşa giriyor. Duştan çıkıp o gelen adamı da odaya sokuyor. Odada kalış süreleri 8 dakika oluyor bu sefer. Adam odadan çıktıgında gayet ciddi bir ifadeyle devam ediyor yoluna. Sanki az önce sevişen o değilmiş gibi çok ciddi. Kadın tekrar çıkıyor odadan ve tekrar duşa giriyor. Duş dediysem de sadece vücuduna su tutup çıkıyor dışarı . Bu sefer beni o odaya sokacak. İşte o anda kalbim güm güm atıyor. Çok rahatsız hissettiğimi hatırlıyorum. Kötü yola düşmüş gibiyim.


Karşımda ilk başta çırılçıplak kalıyor. Göz temasımı kaybetmiyorum. Gerçekten de görmek istemiyorum sanki memelerini. Üzerine hemen bir şeyler giyip yatağa uzanıyor ve röportajımız başlıyor. Yanımda bir kayıt cihazı ve kağıt-kalem var. Notlar alıyorum sürekli.

Bu o kadar değişik bir deneyimki benim için. Bu arada bir süre sonra o gerginliğim de kalmıyor. Kadın mesela profesyonel bowling oyuncusuymuş, erkek arkadası varmış, müşterisi olan ünlüler varmış. Bu gibi ilginç şeyleri dinliyorum. Bu arada o kadar çok dramatik sorun var ki. Burda bahsetmek istemiyorum işin o tarafından.

Mesela kadın (İsmini ögrendim bu arada Elif) Elif, ilk başlarda gayet cilveli bir tavırdayken sonrasında gözleri dolan ve gözlerimin içine bakarak '' Ben burda olmak istemezdim.'' diyen bir masum insana dönüşüyor. O noktadan sonra rahatlıyoruz ikimiz de. Rahatlamamızın sebebi de artık seks dışında yaptıgı bir işi var şu an. Bu onu rahatlatıyor. Kendi farkındalığını benimle paylaşıyor. O'nu insan yerine koyup onu dinleyen, saygı duyan biri var karşısında. Ve bu o kadar değerli ki onlar için.

Ve arkadaş olduk en sonunda. Bana ödev hakkında bundan sonra da yardımcı olmak istediğini söyleyip telefon numarasını verdi. Beraber tophanede kahve içmek istediğini söyledi. Duygulandık beraber. Ayrılırken hüzünlenen bir müşteriyim artık Elif için. Normal müşterilerine ayırdığı vakitin çok daha fazlasını bahşiş dahi alamayacağını bildiği halde benimle geçirdi.

Odadan çıkmadan önce el sıkıştık. Ödevi olan arkadasımla beraber buluşup kahve içmek konuşmak konusunda çok ciddi oldugunu ve arkadas olmak istedigini söyledi. Ve uğurladı beni.

Aşağıya indiğimde bekleyen Emir'in canı çok sıkılmıştı. '' Emre Allah belanı versin abi! Tek başıma burda ne haldeyim ben farkında mısın abi? Kalkmıyo mu bana seninki dediler abi burda!'' dedi bana . Bense çok mutluydum. Bana verilen görevi eksiksiz yerine getirmiş olmanın verdiği hazzı yaşıyordum. Sanki güzel bir çizim yapmışım da onu sergileyecekmişim gibi bir his vardı üstümde. Bu hissi çizerler bilirler. Çizerim demek de istemiyorum ego yapar gibi ama çok pis çizerim. şşş


Geneleve girmemiştim şimdiye kadar. Tam oldu böyle. Bu gün hayatımın en gerçekçi deneyimlerinden birini yaşadım. Bambaşka bir dünyaya girip o nüfusu gördüm. Çok negatif duruyor aslında genel eve gitmek durumu. Evet çok ağır manzaralar var. İnsanların içinin nuru kaymış. Gözlerde hüzün var ama memeler dışarda . Bu çok üzücü. Diğer bir üzücü olan şey de gerçekten tipsiz bir tipe de aynı bize söyledikleri gibi ''Yakışıklııı'' diye seslenmelerine şahit olmamdı. Ulan hani biz yakışıklıydık? E oldu mu şimdi?


Bir kaç ince detay :

-Odada ''sex'' yazan yastık vardı kalpli. Onu bana alsın biri. istiyorum

-Venedik maskesi vardı yatagın üstünde. Amcalar fanteziye koşuyorlar haberiniz yok.

-Odada dev Lcd ekran ve d-smart paketi vardı.

-Alt kattaki kadının telefon konuşması aynen aktarıyorum: '

'Ben sana bi şey söyliyeyim mi? Böyle ''şöyle s.kerim,böyle beceririm, ben şu kadar iyiyim'' diyen adamların hepsi yatakta bi b.k yapamayan adamlardır.''

-Yakışıklıyım ben ayrıca!




Burda da başka maceralar var.

07 Kasım 2009

Ekmek ve Pipi


Dün gece underground bir mekandaydım. Gerçekten yerin altındaydı. Ve içeride sigara içebiliyorduk. İran'da içki ve eğlence kültürüne vurulan kota sonucu yerin altına inen eğlence sektörü, Ülkemde sigara yasağıyla hemen iniveriyor yerin altına. Ne de meraklıyız aslında yerin altına inmeye. Sigara bahane. Underground lafını kullanabilelim diye yapıyoruz bunu. Andırgraağund pardydeydim anlayacağınız pek bir havalıyım.



Ayrıca gecede çalacak olan arkadaslarımdan önce çıkan dj, efsane memeliydi. Erkekte meme. Evde denemeyin.


Aynı ortamdan bir arkadasım bana gelip facebookta tanıştıgı bir kızla msn diyarına geçtiklerini ve orada her şey güzel giderken konuşmanın tam ortasında kıza bir ''ekmek fotografı'' yolladıgını anlattı. Bu hikayeyi anlatırken diğer insanların tepkisini almadan önce ''Emre bu hareketimi takdir edecek'' şeklinde bir girizgah da ekledi. Ve gerçekten takdir ettim. Msn'den ekmek fotografı yollamak! Dışavurumcu sanat diye bunu derim. Espresso ist.



Size de oluyor mu bilmem, tam da bundan bir kaç gün önce Şarköyde babamın evinde, masanın üstünde asi bir ergen tavırıyla tam karşımda bütün gerçekliğiyle irite edici bir ekmekle başbaşaydım. Ekmek bana, ben ekmeğe bakıyordum. İçimde rahatsız olan bir yan vardı ama bulamıyordum? Neydi beni ekmeğe bakmak konusunda rahatsız eden şey? Biraz düşündükten sonra ekmek imgesinin beynimde neye denk düştüğünü buldum. Ve çok rahatladım. Bence ekmek görüntüsü yakın arkadaslarınızdan birinin duştan çıktıktan sonra şuursuzca ortalıkta gezinen ve istemsizce bir anlık karşılaştığınız hoş olmayan penisini çağrıştırıyor. Yani iddaa ediyorum ki : EKMEK=Yakın arkadaş pipisi. Garip biriyim sanırım. Ama bu hissi ancak erkekler bilir. Erkekler anlar. Erkeklerin de hepsi anlamaz. Bir kısmı anlar. evet.



Yukarıdaki tespitten sonra artık tespit yapmayayım bir süre diyorum ama bir konu daha var. Şimdi Mevlana dediğim zaman zihninizde oluşan görüntüyü bir kenara koyun. Ardından Nasreddin Hoca dediğim zamanki zihinsel portreyi başka bir köşeye koyun. Şimdi iki resim arasındaki 7 farkı bulmanızı istiyorum. Yok öyle bir fark değil mi? İkisi de aynı kişi sanırım.



Şu hayatta en çok korktuğum 22. şey, Vatan aşkıyla şiir okuyan ortaokul çocuğudur. Sanırsınızki askere gitmiş gelmiş,kurtuluş savaşında en ön safta çatışmış ve şimdi karşınızda duruyor. Halbuki o çocuk o şiiri okuduktan sonra apış pandik oynayacak. Eve gidip koltukaltında çıkan kıllarına bakıp gururlanacak, beden eğitimi dersi olduğu gün en güzel boxerını giyecek ve slip don giymediği için kendini sınıfındakilerden ileri sanacak. Gri Adidas marka deodarantını sınıfındaki arkadaslarına ''olum dibi kaldı valla yoksa veriyim sık '' şeklinde kullandırtmayacak. O çocuk işte bunları yapacak. Korkuyorum onlardan. Senden korkuyorum vatan aşkına sahip ortaokul çocugu!


Ekmekle ilgili benzetmemi buraya yazmamayı düşünüyordum dayanamadım. Ne yapayım ben böyle biriyim. Düşündüğümü yapıyorum. Yaptığımı düşünüyorum .


Vua güzel söz oldu.

''Düşündüğümü yapıyorum, yaptığımı düşünüyorum'' Emre Tanrıverdi 2009


Böylelikle bir lafım daha olmuş oldu. Tescilli. İleride büyük düşünür falan olursam bu lafları anlamadıgı halde orda burda kullanan entel görünümlü insanlara malzeme olmuş olur hem. Düşünüyorum öyleyse varım tarzı çıkışlarıyla kendini ortama dahil etme çabalı cihangir kahvesi enteline ithaf ediyorum bu lafımı.


İthaf etmek.




seks.!




02 Kasım 2009

Temerrüz ne demek baba?

babamla gmail chati

hakan: ????
ben: ???
çabuk gitmişsin
hakan: emre???
sen benim mailimden yazıyorsun????
ben: hayır?
hakan: allah allaaah
hakan tanrıverdi yazıyor
ben: o sensin?
hakan: ben ve hakan
yazışıyoruz???
valla bak
ben: allah allah
hakan: hakan yazıyor diyor
ben: emretv@gmail.com?
hakan: bu ne yaman çelişkidir
ben: anlayamam ben bu çelişkileri:D
hakan: adının nasıl göründüğünü bir check etsene
ben: nasıl edebilrimki?
sen scrteenshot alsana?
hakan: ben dr.hakan tanrıverdi'yim, sen sadece hakan tanrıverdi!
ben: ben doktor olamamış halinim hakan
şuan geçmişinden geliyorum
ben senim!
işte gerçek bu!!
hakan: oha
ve de yuh
ben: galatasaray lisesinde tahtaya yazdıgınız o formül zaman içinde bir quantum parçacıgının geri dönüştürülmüş bir tersinir reaksiyonuna maruz kaldı
ben: ve bu sayede zamanda atlayarak bu güne yani 2 kasım 2009 a geldim
son halime bakmak istedim
hakan: beynimi mıncıklamayın ltf
hakan: skrinşat nasıl alınır?
ben: ve görüyorumki pink floydları falan bir kenara itip klasik müziğe yönelmişim
4 çocugum var
malkaradayım
hmmm
hyundai marka bir müzik seti alacagımı hiç düşünmezdim.
hakan: bensel temerrüz durumundayım
çıkıyorum
ümit geldi
bye
Saat 22:28, Pazartesi günü gönderildi
ben: bi dakika dur temerrüz ne demek!
hakan: büyüyünce öğrenirsin

Saat 22:30, Pazartesi günü gönderildi

seks.!