21 Aralık 2011
19 Aralık 2011
16 Aralık 2011
23 Eylül 2011
Dream Drawing Workshop/ Rüya Çizerliği Atölyesi
Hareket Planı:
25 Eylül Pazar günü orda olacağız.
19:30-20:00 Giriş ve biralarla takılmaca
20:00-21:30 Atölye
21:30-... Müzik, Dans, Eğlence!
Nedir?:
Zihnimizdeki yaratıcılığı bulma amacıyla yapacağımız bir atölyedir. Bu yaratıcılık gizlenmiş olabilir. Ya da bunu yansıtmak için hiç bir yeteneğinizin olmadığını düşünüyor olabilirsiniz.
Bu Atölye aynı zamanda Berlin'de yapılacak olan
''A Collaborative Festival of Making'' de gerçekleştirilecektir. Hazırlık niteliği taşımaktadır.
http://www.makerlab.info/b
Emre Tanrıverdi der ki: '' Bu yeteneği açabilmek için elinizde anahtarlar var. Bir kere açtığınızda; gerisi kendiliğinden gelecek. Çünkü hepimiz sanatla bir şeyler yaratabilmek için yeterliyiz.''
Nasıl?:
Projeksiyon üzerinde örneklerle, çizimlerle, birlikte çizerek ve diğer başka gereçlerimizle ne kadar derin rüyalarınızın olduğunu göstereceğiz.
Neden?
Çünkü hayat, anlam yaratmak için bir fırsattır.
Emre Tanrıverdi Kimdir?:
1987'de İzmirde doğdu. 5 yaşından beri resim yapıyor. Trakya Üniversitesi'nde Şarap Üretimi bölümünü bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Sanat Yönetimi Bölümünde halen okumaktadır. Şu an freelance illüstrasyonlar yapmaktadır.
Son işlerine sitesinden bakabilirsiniz:
http://emretanriverdi.tumb
Kontakt: dreamdrawingworkshop@gmail
SEKSEK Cafe& Bar Telefon: 0212 251 39 95, 0530 821 91 61
--------------------------
Action Plan:
We'll be there at 25th of September.
19:30-20:00 Entrance and hanging with beers,
20:00-21:30 Workshop
21:30-... Music, Dance, Fun!
What is this?:
This is a first try of a workshop which aims to catch the creativity in our minds. It can be hidden or you may think that there is no ability to reflect that creativity as an art. After this event. It'll be in Berlin for ''A Collaborative Festival of Making'' You can visit the web site below.
http://www.makerlab.info/b
Emre Tanrıverdi says '' You have the keys for open that ability. Once you open it, it'll come naturally. Cause we are all capable to create something with art.''
How?:
We have projection, papers and other tools to show how deep your dreams are.
Why?:
Cause this life is an opportunity to create meanings.
Who is Emre Tanrıverdi?
He born in 1987 in İzmir. He started to paint at 5 years old. After highschool he graduated from Trakya University as a Wine Producer. Then he started to study in Art Management at Yıldız Technical University. Currently he is a freelance illustrator.
You can check his lately works at:
http://emretanriverdi.tumb
Contact: dreamdrawingworkshop@gmail
SEKSEK Cafe& Bar Phone: 0212 251 39 95, 0530 821 91 61
21 Eylül 2011
The Game Called ''Me Drawy, You Findy''
Allright Folks, 13 Eylül 2011
11 Eylül 2011
Afrika'nin Ruhu'yla tanistim.
Ben butun bu gordugun ulusal bankalarin atm lerinin montaj isciligini yapiyorum. Sen ve senin gibilerinin gidip bir kartla para aldigi yerleri kuruyorum. O karti sokuyorsun ve payini veriyorlar. Caliyorsun. Senden de calinmasina izin veriyorsun. Insanligini caldiriyorsun. Bunun icin sana para oduyorlar.
Sen benim soylediklerimi anlayamazsin. Sen bir beyazsin. Sen ve senin gibi bir suru Turk gordum ben. Hepiniz arkaniza takindiginiz centilmen imajiyla yanimiza gelip "Ben de sizi anliyorum. Hepimiz kardesiz. Beyaz veya siyah fark etmez." diyorsunuz. Kocaman bir yalan! Sen bir siyah olamazsin. Buraya on iki gram ot almak icin pazarlik etmeye geldin. Sanki gidip kac gram diye olceceksin gibi! Bunun icin siyahlari aradin. Simdi ne curetle onlarin arasina karismanin gururunu yasarsin. Sen evindeki bilgisayarin ve cep telefonunla yagmurlu gunlerde konfordasin. Bense yagmurum! Isigim! Yildirimim!
(Bu sirada gok gurultuleri basliyor ve giderek siddetleniyor yagmur.)
Sezar bundan yuzyillar once elindeki makasiyla acilisi yaptiginda bir suru beyaz ona "Kral" dediniz. Simdiyse "Fuck the King! Freedom! Democracy" diye bagiriyorsunuz." Ah ne kadar da iki yuzlusunuz beyaz adam! Ne kadar da kendinize yalan soylemeyi seviyorsunuz.
Afrikadakileri gemilere doldurup olumune iskenceler ederek bir ustunluk elde ettiginizi dusunuyorsunuz! Ben yildirimim adamim! Ben isigim! O'nun icinde yuruyorum. Bana karsi nasil ustun olursun? Simdi de gelip benim bu topraklar kadar eski dilimden bir kelime ogrenip onu defterine yaziyorsun! Ve bunu sana ogreten benim insanim! He is my people!
Sen nasil benim insanimsin! Hic bir sey anlamiyor musun? Seni nasil somuruyor gormuyor musun? Birazdan bankaya gidip o makinaya kendini tanitacak ve hakkini isteyecek. Senden aldigi otu sehrine goturup arkadaslarina icirecek. Ve belki o adamin babasi senden elmas almak icin 3 kiz cocugunu daha dogmadan oldurecek!
O ogrendigin kelimeyi unutmalisin beyaz adam! O benim kelimem! senin degil! O'nu kullanmana izin vermiyorum.
Sana tavsiyem bile yok. Ben Apollon'un goz yaslariyim. Kalbimin icinde burada butun bu guc var. Bununla birlikte olup O'na kavusacagim!
Agliyor musun! Bunu senden beklemezdim iste. Sen ki en gozu yasli kadinima bile tecavuz edenlere para veriyorsun. Onlarin eline silah veriyorsun. Nasil aglarsin!? Nasil uzgun olabilirsin?
Su adama bak! Yuzune bak! Gozlerinin icinde hic bir sey olmamasi gerekiyor. Benim gozumun icine bak! Nefret yok bende. Ben varim! Bu adama bak bir de. Gozunde para ve boyun egmisligi var. Utanmalisin. Utanmalisin O'nu bu hale getirdigin icin. Utanmalisin beni buraya getirip bu parkta seninle bunlari konusturdugun icin. Ben senin yuzunden burdayim beyaz adam. Sense gelmis ben de sizdenim diyorsun.
----
Burdan sonra yanimiza biri geliyor. Boynunda kirmizi ve el isi bir kolye var. O kolyeyi istiyor Ifaku. O' nun kolyesi o.
Kavga ciktiginda ayirmak icin ben de ellerimi onlarin kenetlenmis vucutlarinin arasina soktum. Terlerini ve hizlarini cok net algiliyordum. Chaoman oturdugumuz bankin yanina gidip bir bicagi eline aldi ve bana yaklasti. Sunlari soyledi:
Senin yerinde olmak istemezdim. Elimdeki bu bicagin farkindasin degil mi? Normalde asla bir silah tasimam. Cunku ben oldurmek istemem. Ama benim insanlarim bir kolye icin ne hale geliyor goruyor musun?
Bu sirada kavgaya sebep olan kolyeyi getiren cocuk yanima geliyor. Digeri uzaklasmis durumda. Deli gibi yagmaya devam ediyor yagmur. Uzaklardan her simsekle beraber sevinen insanlarin sesleri geliyor. "Vuhuuu diyorlar." O sirada Chaoman diger cocugun elinde iki siseyle kosarak geldigini fark edip ona dogru gidiyor. Elindeki bicagi saklayarak " Gelme buraya Ifaku!" diyor. Uzerindeki krem rengi gomlegi tenine yapismis bir durumda ilerliyor cimenlere dogru. Ifaku diger cocugu gozune kestirmis bir bicimde yaklasirken ben bisikletime atliyorum ve " Please don't do this! This not a moment to fight" diye yalvariyorum. Ifaku yaklasiyor. Bicak havaya kalkiyor. Chaoman surekli bagiriyor "Ifaku no!" o sirada onlardan uzaklasmis durumdayim. Simsekler onumu aydinlatiyor. Yagmur her yerimi sararken bisikletimin fenerinin onunde belirgin halde izlenebiliyor damlalar. Her yer sanki cok uzak gibi geliyor. Arkamdaki kavganin sesleri ve Ifaku'nun olmus olabilecegi dusuncesi beni cok korkutuyor.
Ifaku bir beyaz adama ogretmemesi gereken bir Bati Afrika terimi ogreterek olmeyi hak etmis miydi? Siyah olmak ve Afrikada gururuyla yasamak varken Berlin'in bir parkinda bana ogrettigi bir terim yuzunden mentorundan azar isitip erkekligini ispatlama ihtiyacina girmisti. Ama Chaoman O'ndan ustundu. Bunu bile bile olmeye gidecek kadar bagli miydi gururuna?
Orada ne oldu bilmiyorum. Simdi sahibi oldugum her seyi sorgularken bile Ifaku'nun benim yuzumden oldugunu dusunecegim. O kadar onurlu muyum bilmiyorum. Aslinda degilim. Biliyorum. Sisteme karsi gelmenin ne oldugu konusunda bir fikrim var mi? Hic sanmiyorum dostum.
Ogrendigim Bati Afrika terimine gelince... Bunu hayatim boyunca kimseye soylemeyecegim. Ancak bir Bati Afrikaliya soyleyebilirim. Beni oldurebilecegini bildigim halde.
Aglarken duydugum cok net seylerden birini de su sekilde hatirliyorum:
"You are living in a box man! You don't know anything of light."
Ve bu ne kamera karsisinda dudaklarini buzen Pearl Jam'in, ne de sizden cok daha fazla kulturlu ve aydinlik oldugunu dusunen Kabballacilar'in bahsettigi bir kutu degildi.
Emre Tanriverdi, Berlin
Dun daglardaydim, evde yoktum.
Karsimda Ivan oturuyor. Italyan bir ailenin yedi cocugundan ilki olarak dogmus. Suanda engellilere yardim ediyor. Dort dil biliyor.
Yanima bundan dort saat once gelip, yuksek ses tonuyla '' Man help me!'' demisti. O'na ''What kind of help you need right now?'' diye sordugumda bana bilmedigini soyledi. ''Just help me you know. I don't know why?'' dedi. Nereli oldugunu sordum, o da benimkini. Istanbullu oldugumu duyunca cok sevindi ve Istanbul hakkinda bildigi bir sarkinin nakaratini mirildandi. Bu sirada gozlerimin icine bakip eslik etmemi bekledi. Ben bu sarkiyi bilmedigim icin eslik edemedim.
Oturdugumuz yer bir ''squad''. Berlin'de henuz oturmamis bir tapu sistemi var. Bu yuzden bos binalar ve caravanlar duruyorlar oylece. Gidip orada bedava yasamaya basliyorsunuz ve sizin oluyor. Buna benzer bir sanat atolyesinin terasinda bundan uc gun once parti yapmistik. Cok guzeldi.
Squad'a geri donuyorum. Caravandayiz. Bu caravanin icine surekli birileri geliyor. Rengi kirmizi ve her yerinde buyuk markerlarla yazilmis isimler, devrimle ilgili sozler ve kucuk cizimler var. Biri pencerenin ustune '' please dont try to open this window. thx'' yazmis. Zaten bir tek o pencere kirilmadan kalabilmis.
Caravanin disinda insanlar bira iciyor, kiminin elinde sigaralar var. Bazilarinin yanindan gecerken ellerindeki jointleri ikram ediyorlar. Herkes ortak bir muzikle sallaniyor. Goz goze geldigim herkese gulumsuyorum. Normalde farkinda olmadigim karakterlerin yuzlerine bakip onlarla dans ediyorum. Kadin, erkek, yasli diye bir kavram oldugunu hissetmiyorum.
Ivan sarkisini bitirdiginde bana ''Berlin mi Istanbul' mu?'' diye soruyor. O'na ikisinin de cok farkli seyler oldugunu soyluyorum. Berlin'e kesinlikle bir daha gelecegimi soyluyorum. O da Istanbul'a gelecegini soyluyor. Bana ''Think about the history they made in Istanbul man! Millions of people lived in that city. And still they are writing a history'' diyor. Ben de "bizim de suan tarih yazdigimizi" soyluyorum. O anda bana bakip ''Biz? Biz suanda "Biz" olarak burdayiz ve tarih yaziyoruz!'' diyor. Ardindan ellerimi tutup ''Thank you man! This is the best feeling i've ever feel in my life!'' diyor.
Kalkarken biraz da kullandigi uyusturucunun etkisiyle yalpaliyor. O sirada yanimda duran cocuk Istanbul hakkinda bildigi seyleri soylemek icin sirasini beklemis gibi bir anda bana bozuk aksaniyla ''Merhaba nasilsin arkadas?'' diyor. Ona donup "iyi oldugumu" soyluyorum. Bu sirada aklima Fatih Sultan Mehmet ve atlilarinin Istanbul'a girerkenki duygulari geliyor. Hayal ediyorum nasil bir ruh halinde olduklarini. Cocuk konusmaya devam ediyor. Istemeden de olsa konsantrasyonumu bozuyor. Benim bir filozof oldugumu soyluyor diger cocuk. Bu kaniya nerden vardigini tam olarak aciklayamadigini ama bunu hissettigini soyluyor.
O sirada caravanin icinde 2 kisi sigarasini sariyor. Filtre icin bana bakiyor. Almanca filtremin olup olmadigini soruyor. Ona ''I can not speak German.'' diyorum. O anda biri filtre uzatiyor. Cocuk filtreyi alirken bana ingilizce olarak sorusunu tekrarliyor ama filtreyi buldugunu ve artik ihtiyacinin olmadigini soyluyor. Bu onun icin zor bir durum olmali. O an artik sigarasina konsantre olmasi gerekiyor. Ama yeni bir kontagi var. Ona tamam ''Bonet petite!'' diyorum. Cok seviniyor Fransizca konusmama. Hic bir sey demiyoruz sonra uzun bir sure.
Iceri gidip buraya birlikte geldigim arkadaslarimi bulmak niyetiyle caravandan cikiyorum. Bahcede iki tane guzel ve saglikli vucutlu Alman kiz, bana bakip konusuyorlar. Yanlarina gidip "Nasilsiniz?" diyorum. Bianca ve Josephine isimli iki kiz bu mekanda, benim hakkimda fikirlere sahipler. "Arkadaslarimi alip gelecegimi" soyluyorum. Bir daha hic gormeyecegimi bilmeden ayriliyorum yanlarindan.
Icerde Ezgi ve Tarık var. Onlarin yanina gidip dans etmeye basliyorum. Tarık'ın sanatsal gorusu konusunda bazi endiseleri var. Benim de var. Birlikteyken bolca sanattan ve Turkiyenin algisindan konusuyoruz. Ezgi de katiliyor konusmalarimiza. Konusmalarimizin icerigi o kadar kaliteli ve saf geliyor ki bana... Cok saygili bir sekilde birbirimize bir seyler katmaya ozeniyoruz. Dans ederken hareketlerimizi birbirimizin kisisel alanlarina yaklastirip uzaklastiriyoruz. Pistin isiklandirmasina bakip hayran kaliyoruz. Calan sarkinin sozleri ''I want you and i need you''. O sirada bu sesin, Tanrinin sesi olmasi durumunda ne kadar garip olacagini soyluyorum Ezgi'ye. O da bana katilip, isigin Tanri oldugunu dusunerek dans ediyor. O sirada hissettigim ruhani aydinligi hic bir zaman unutmayacagim.
Ivan koltukta oturuyor. Yaninda biri var. Hararetli bir sekilde konusuyorlar. Kucaklarinda sarilmayi bekleyen tutunleri ve uzerlerinde onlara has kiyafetleriyle. Ivan'in dizine dokunup ''How are you right now?'' diye soruyorum. Beni taniyamiyor ilk anda. Sonra isik degisiyor ve yuz hatlarim belirginlesiyor. O anda ayaga kalkip yuzundeki mukemmel gulumsemeyle bana sariliyor. Yanindaki kiz arkadasiyla beni tanistirip beni ne kadar sevdigini soyluyor. Kiz arkadasinin ilgisi daha cok Ivan'la ilgili. O'nun ilk defa gordugu bu gulumseme karsisinda yabancilik cekiyor. Zannediyor ki ben Ivan'in cok yillardir dostuyum ve onu daha iyi taniyorum.
Ezgi'yle caravan'a gidiyoruz. O sirada kolumdan Stefan tutuyor. Bundan 2 saat once o caravan'da cizimlerimi gosterdigim kisi bu. Bana kurator bir arkadasindan bahsediyordu. Onu buldugunu ve beni tanistirmak istedigini soyluyor. Arkadasinin adi ''Life''. "Ne kadar guzel bir ismin var!" diyorum. Bana eski bir Viking ismi oldugunu soyluyor. Bu sirada Ozge arkamda beni bekliyor. Neden durdugumuzu Ezgi'ye anlatiyorum. Berlin'de bir sergi acmak istedigimi ve bunun icin bir suru insana cizimlerimi gosterdigimi o da biliyor ve beni cok saf bir gururla, dostca destekliyor.
Caravan'a geciyoruz. Insanlar arkadaslarini aramak icin arada sirada kapidan kafalarini uzatiyorlar. Her birini davet ediyorum iceri ve gelip birer dakikalik sohbetler yapiyorlar bizimle. "Humus" uzerine, uzunca konusuyor bir tanesi.
''Hayatinin en mutlu ani neydi?'' bu soruyu tanimadiginiz birine ilk sorunuz olarak sordugunuzda size anlamsizca bir kac saniye bakmasini beklersiniz. Yanima oturan cifte donup bu soruyu sordugumda aralarindan Ingilizce bileni bir anda donup '' On sekiz yasindaydim. Bir Ska grubunda caliyordum. O gece cok guzel bir konser vermistik. O kadar iyiydi ki heyecanimi asla unutamam. Sonra arabaya binip surat yapmaya basladim ve cirilciplaktim bunu yaparken. Ilerde polisi gordum. Yanindan ciplak bir sekilde gectim. O sirada ruzgar yuzumun uzerinden geciyordu. Hava cok guzel kokuyordu. Iste bu benim hayatimin en mutlu ani!'' dedi. Ezgi ve ben hayranlikla cocugun soylediklerini dinledik. Ve o an fark ettim ki hayatimin en mutlu anlarindan biri bu gundu. Her sey olmasi gerektigi gibi. Iletisimin kapilarini aralayip insanlarin beyinlerinin icine aktigimi hissediyordum.
''Hiii Yavyuuum'' Cilali ibo karakterinin en akilda kalan lafi olmaliydi. Bunu konusuyorduk ve O'nun selamini yapiyorduk. Cunku suan yanimizdaki kiz bizimle "Selam sekilleri" hakkinda konusuyordu. Izci selami, asker selami ve digerleri hakkinda konusurken ona Cilali Ibo'nun selamini ogrettim. Ozge'yle cok hosumuza gidiyordu bu konusma. Konu bir sekilde Fatma Girik'in robot oldugu bir Turk filmine geldi. O sirada yalnizdik ve etrafimiza bakip her seyin keyfine variyorduk.
Ezgi bana bir siir kitabinin isminden bahsetti. ''Dun daglardaydim. Evde yoktum.'' Bu ne kadar guzel bir lafti! Ne kadar duru bir anlatim...
Boynunda Sputnik Fuzesi'nin yapistirmasi olan cocuk geldi caravana. Ona "Merhaba" deyip elini siktim. Boynundaki yapistirmanin ne oldugunu anlattim ona. Sputnik'ten ve Rusya'dan konustuk. Bana ''Hayal edebilecegin en iyi sey: "bu festival " dostum. Fusion Festival.'' ''I took this sticker from there''. Bu yapistirmayi 3 saat sonra dans ederken, bir kizin kolunda gorecektim. O kiza sen de mi Fusion Fest'teydin diye sordugumda; bana o cocugu gosterip O'na O'nun verdigini anlatacakti. Ve o sirada o cocuk bana bakip, elini gogsunde yumruk yapip sonra havaya kaldirarak saygisini gosterecekti.
Tarık karsimda uyuyor. Ezgi bu durumdan biraz rahatsiz gibi duruyor. Aralarindaki gerginligin boyutu her hangi bir ciftin yasadigi turden degil. Cok ince bir frekansta ilerliyor. Ivan geliyor yanimiza. Babasina olan ozlemini ve nefretini kendinden buyuk erkeklerle seviserek atlattigini anlatiyor. Bunu anlatmadan once burnunun icindeki kucuk tozlari iyice kanina karistiriyor. Ezgi'yle ikimiz bu anlattigi seyin onemli bir sey oldugunun farkindayiz. O da gulumsemesine ragmen icindeki ukteyi gosterdiginin farkinda.
''Be bop baa be bop pa!'' ''Bap bap bap bapparirira rari datatha!'' boyle soyluyoruz blues muzigimizi. Karsilikli atisiyoruz. Caravanin ici bir anda bir Afrikali Amerikali'nin kamyonuna donusuyor. Gun dogumunda blues soyluyoruz. Enstrumanlarimiz yok ama agzimizla mizika, trompet ve klarnet seslerine yakin sesler cikartiyoruz. Arada sirada arkadan gelen elektronik muzigin ritmine eslik edip, Blues tonlarinin disina cikip; sonra hic ummadigimiz bir konusmanin ortasinda geri donuyoruz Blues'umuza.
Bir kac saat once karanlikta konustugum bu kiz tam camdan iceri bana bakiyor. Dudaginin kenarindaki ucugu yeni fark ediyorum. Kimya muhendisliginde okuyor ve Berlin'de besinci yilini yasiyor. Onun icin parti yapmak cok siradan bir sey. Sanirsiniz ki bu kiz hic yemiyor icmiyor. Surekli bu caravanin etrafinda camdan iceriyi izliyor. Onun verdigi guzel bakislara karsilik veriyorum. Elini tutup oksuyorum biraz. O da diger eliyle yanagimi oksuyor. Sonra Icerden birinin cikardigi sesle irkilip soluma bakiyorum. Biri boynuna bir ambalaj kagidi dolamis, digeri de bana donup ''He is ready for Mars!'' diyor.
Ivan'la Ezgi sariliyorlar. Tarık yeni uyanmis durumda. Sarilmadan hemen once, bir kagida sunlari yazip veriyorum: '' To my friend Ivan, wherever you go, whatever you think; Just be what you are right now. You have a friend from this moment, from this world. When you feel alone... Just call me and ask this: ''How are you?'' with all my peace and love. Emre Tanriverdi'' Not'un sonuna telefon numarami ekliyorum. Suan Guney Amerika'nin yollarinda ve yedi ay oralari gezmeyi planliyor.
Bagel yiyoruz. Uzun sure bekledik bunun icin. Yaninda verdikleri altin cilegin tadini ilk kez almanin saskinligini yasiyorum. Agzimin icini buyulu bir his kapliyor. Ikinciyi yiyisimdeta tadi tanidik geliyor artik. Ilk kez bir tadi almanin keyfini ne de seviyordur dilimiz.
Ezgi ve Tarık'a el salliyorum. Gidip opmek cok zor geliyor. Ucumuz de bisikletlerimizin ustundeyiz. Trafik akiyor.Hostelim karsimda duruyor.
Soyunuyorum. Biraz pisim. Yine de yatiyorum. Yastigim rahat. Telefonum sarjda.
Emre Tanriverdi
07 Eylül 2011
Come Here!
01 Temmuz 2011
Fotograf Arşivim
20 Ocak 2011
Back to the Future gibimsi

24 Ekim 2010
Fikir Atölyesi'ne bir kaç çizim
Geçtiğimiz hafta tunç'a, yeni yazısı için bir kaç çizim yaptım. Yazı ve çizimler için buraya tık.

















